Sonrasında birçok siyasi grup ve şahsiyete ilham ve cesaret kaynağı olacak Yeni Demokrasi Hareketi (YDH)’nin kurucularından birisiydi. Advantage Card’la tüketicinin çok taksitli döneme girmesinde öncü rol oynadı. Ciddi bir değer kazanan Advantage’ı çok yüksek bir rakama HSBC’ye sattı. Türkiye perakendesine “koşulsuz müşteri memnuniyeti” kavramını kazandırdı. Bunun yanında T-box ve Fish Card gibi yaratıcı fikirleri de hayata geçirdi. İlk yerli assistance hizmeti Back-up’ı da yine o başlattı.
Yeni Demokrasi Hareketi
Siyasette yeni hareketler için cesareti artırdı, çünkü insanlar Türkiye’yi değiştirebileceklerine inandılar. Daha sonra da cesareti kırdı, çünkü idealist ve sportmence hareketlerin Türkiye’de sıfırdan başlayabileceğine dair güveni kırdık maalesef. YDH’nin asıl başarısı o gün dünyada zamanı gelmiş ve geçmekte olan birtakım kavramları Türkiye’nin gündemine sokması oldu. Türkiye’nin değişmesine olan ihtiyacı çok açık ifade etti. Türkiye’nin bugün son iki hükümet programının yüzde 70’i YDH programıdır. YDH’nin fikirleri bugün oldukça baskın yaygın.
İlk taksitli kredi kartı
İlk defa 1984’te Beymen Kart olarak başladı. 1985’te Çarşı ve sonrasında Benetton’da da devam etti. Kredi kartları birimini 1997’de yeniden kurmaya başladık. 1998’in Aralık ayında da Advantage, faizsiz taksitli kart ve ödüllü kart olarak başladı. Öncesinde zaten taksitli kartlar vardı, ama kredi kartı özelliğiyle yoktu. Ödül, yani puan sistemi de yoktu. Türkiye çok hızlı gelişen bir ülke. İnsanların ise gelişme arzusu çok daha fazla. Kimse hayat standardıyla yetinmiyor, daha iyi bir hayat istiyor. Göç, şehirleşme ve hizmet sektörünün büyümesi hepsi eş anda oluyor. Herkes yaşadığından daha iyi bir hayat istiyor, ama maalesef aylıklarımız buna izin vermiyor. Advantage Card insanların bu hayata erişimini arttırdı. Yılda bir kere tatile gidemeyen aileler, yılda üç kere gidip parasını bir sonraki sene öder hale gelmeye başladı. Çocuğuna mezuniyette bisiklet alamayan insanlar, çok rahatlıkla 6-8 taksitle alabilmeye başladı. Dolayısıyla taksitli kredi kartları 2001 döneminde krizi ülkenin hafif atlatmasına yardımcı olan çok önemli bir araç oldu. Mucizesi de o zaman belli oldu aslında.
Taksitli kredi kartını Amerika’da çıkarmış olsaydı?
Hep düşünüyorum, yaptıklarımızın çoğunu Amerika ekonomisinde yapmış olsaydık, şu anda 2-3 milyon değil, banka başına 50-60 milyonluk bir kart pazarını konuşuyor olacaktık. Avrupa’da ve Amerika’da anlamakta güçlük çekiyorlar. Fakat daha sonra ne kadar önemli bir vasıta olduğu belli oluyor. Taksitli kartların enflasyonu yüksek olan Türkiye’nin ihtiyacına cevap veren, dolayısıyla sadece Türkiye gibi ülkelerde başarılı olabilecek bir kat olduğuna inanmıyorum. Faiz ne kadar düşükse o kadar başarılı olabilirler. Biz 2002 de Advantage’ı HSBC’ye devrettik. Diğer bankaların da hepsi kredi kartlarını çıkardılar. Yurtdışına açılmayı artık onların da yapması lazım.
Kredi kartlarında yeni dönem: Fish Card
Biz taksitli kredi kartını yaptıktan sonra kredi kartında aslında çok da bir gelişme olmadı. Herkes bizim gibi ödül yani puan sistemini geliştirdi. Mil programları eklendi bir de… Ama 10 senedir hemen hemen tekrarlanan bir hal almıştı ve bir hayat öpücüğü gerekiyordu kredi kartlarına. Aklımıza çekilişlerin de olduğu, insanların para ödemediği, adeta vadesi geçmeyen bir piyango bileti gibi olan bir kart yapma fikri geldi. Sürekli yapılan alışverişlerin tekrar tekrar piyangoya dahil olmanızı sağladığı bir ödüllendirme sistemi kurduk. Fish Card diğer kartlarda olan bütün özellikleri barındırıyor. Puan, taksit, her şey var, bir de üstüne çekiliş var. Ama bununla da yetinmemek, 2-3 sene sonra başka bir şey yapmak lazım. Kimse durduğu yerde ekmek yiyemez. Pastadan pay almaktansa yeni pastalar yaratmak lazım.
İlk assistance hizmeti Back-up…
Dr. Back-up da dahil edildiğinde toplam kullanıcı sayısı 200 bin civarına ulaştı. Ben buraya bu kadar hızlı geleceğini beklemiyordum. Allahtan örgütlenmiştik, kliniklerimizle ekiplerimizle iyi örgütlenmiştik, ama beklediğimizden daha hızlı gelişti. Ama daha çok uzun yolu var.
T-box fikri nasıl doğdu?
Advantage’la bir yıl içinde bir milyon kişinin cüzdanına girip de kartı HSBC’ye devrettikten sonra oturup bir değerlendirme yaptım. Acaba bu bir kere olup, bir daha olmayacak bir başarı mıydı, yoksa gerçekten yeni bir ürün çıkarıp bir yıl içinde bir milyon insanın cebine girme şansımız olur mu? Bu düşünceyle bir beyin fırtınasında en güçlü taraflarımızı ortaya çıkarmak istedik. Şunlar çıktı: Perakendeyi, konfeksiyonu ve Advantage örneğinde olduğu gibi paketlemeyi iyi bildiğimizi fark ettik. Advantage Card’ta sadece bizim ürünümüzü değil 600-700 ürünü bir paketin içine koymuştuk. Bu üçünü birleştirip ne yapabiliriz diye düşündük. Sonra gruba bir mail attık. Böyle bir proje var gönüllü varsa gelsin toplantısına katılsın diye. 22 kişi katıldı. Reklam ajansımızdan, PR ajansımızdan, pazarlamadan, muhasebeden, depodan insanlar geldi. Hepsi T-box gibi deli bir projede heyecan duyabilecek arkadaşlardı. Büyük bir eğlence ve heyecanla başladık. Fikri ortaya attıktan sonra ilk malı çıkarmamız 5-6 ay sürdü. İlk yıl bir milyon 400 bin ürün sattık. Sözde ilk defa yuvarlak sıkıştırılmış tişört yapacağız ve sadece onu satacağız diye çıktık yola. Ancak model sayısı hızla arttı. Bugün 300’ün üzerine ulaştı ve yılda 2,5-4 milyon arasında ürün satar hale geldik. Advantage’dan sonra kısa sürede milyonun üzerine çıkan ikinci işimiz oldu.
Nelere keşke diyor?
YDH’da farklı yapardım. İlk seçime girmezdim. Erken adım attık. Çok çabuk büyüdü ve taşıyamadı kendi ağırlığını. Hazır giyim ve perakendede komşu ülkelerdeki fırsatları kalıcı değerlendiremedik. Moskova’ya geç girdik, erken çıktık. İran’a yıllar yılı tutucu davrandık. Irak’a yeni giriyoruz. Yunanistan’a geç kaldık. Ama bunların yanında Mısır’a tam zamanında girdik. Dubai’ye hiç inanmadık, girmedik ve çok memnunum girmediğimiz için. Ama Türkiye o derece inişli çıkışlı bir yer ki Türkiye’de sağlam duruyor olmanız lazım. Türkiye’nin bu iniş çıkışından dolayı merkezden uzaklaşmaya korkuyorsunuz.
Boyner Holding’in DNA’sı
Bir ihtiyaç ortaya çıkıp da müşterinin daha henüz kendisi, “Benim buna ihtiyacım var” demeden orada olmayı çok önemli görüyoruz. Bütün yaptıklarımız müşteriyi parmağımızın ucunda hissedip ona yeni yapılmamış bir şey sunmak. Bu bizim grubun DNA’sında var. Bir şeyin bir yapılış şekli varsa, başka bir şekilde yapılabilir mi dendiği zaman çok heyecan duyuyoruz. Tabii bu işler hobi değil, hepsi aynı zamanda çok para kazandıran işler. Ama yaparkenki o yaratıcı aşkı kaybetmemek lazım. Türkiye’de “Birileri kazanıyor biz de o işe girelim” dediğimiz hiç iş olmadı. Hep “Bir boşluk var, kimse düşünmemiş bugüne kadar” diye işler geliştirdik. Bir Ar-Ge veya iş geliştirme ekibimiz yok. Herkesin kafasının önemli bir kısmı iş geliştirmede, herkes yeni bir fırsat, yeni bir delik arıyor.
Kuluçkadaki projeler
Bir kısmı Türkiye ve İstanbul, bir kısmı kendi işlerimizle ilgili kuluçkada çok proje var. Bunların arasında en sıcak olanı İstanbul için Atatürk Havalimanı pisti çevresindeki arazileri 20 yıllığına kiralayıp, dünyanın en güzel temalı çicek cenneti haline getirmek istiyorum. Birkaç yıldır üzerinde çalıştığım projem şu anda bana heyecan veriyor. 2010 İstanbul Kültür Başkenti takvimine yetiştirebilmek ise bu projeyi taçlandıracak.
3- Cem Boyner
CEO
Boyner Holding
Sonrasında birçok siyasi grup ve şahsiyete ilham ve cesaret kaynağı olacak Yeni Demokrasi Hareketi (YDH)’nin kurucularından birisiydi. Advantage Card’la tüketicinin çok taksitli döneme girmesinde öncü rol oynadı. Ciddi bir değer kazanan Advantage’ı çok yüksek bir rakama HSBC’ye sattı. Türkiye perakendesine “koşulsuz müşteri memnuniyeti” kavramını kazandırdı. Bunun yanında T-box ve Fish Card gibi yaratıcı fikirleri de hayata geçirdi. İlk yerli assistance hizmeti Back-up’ı da yine o başlattı.
Yeni Demokrasi Hareketi
Siyasette yeni hareketler için cesareti artırdı, çünkü insanlar Türkiye’yi değiştirebileceklerine inandılar. Daha sonra da cesareti kırdı, çünkü idealist ve sportmence hareketlerin Türkiye’de sıfırdan başlayabileceğine dair güveni kırdık maalesef. YDH’nin asıl başarısı o gün dünyada zamanı gelmiş ve geçmekte olan birtakım kavramları Türkiye’nin gündemine sokması oldu. Türkiye’nin değişmesine olan ihtiyacı çok açık ifade etti. Türkiye’nin bugün son iki hükümet programının yüzde 70’i YDH programıdır. YDH’nin fikirleri bugün oldukça baskın yaygın.
İlk taksitli kredi kartı
İlk defa 1984’te Beymen Kart olarak başladı. 1985’te Çarşı ve sonrasında Benetton’da da devam etti. Kredi kartları birimini 1997’de yeniden kurmaya başladık. 1998’in Aralık ayında da Advantage, faizsiz taksitli kart ve ödüllü kart olarak başladı. Öncesinde zaten taksitli kartlar vardı, ama kredi kartı özelliğiyle yoktu. Ödül, yani puan sistemi de yoktu. Türkiye çok hızlı gelişen bir ülke. İnsanların ise gelişme arzusu çok daha fazla. Kimse hayat standardıyla yetinmiyor, daha iyi bir hayat istiyor. Göç, şehirleşme ve hizmet sektörünün büyümesi hepsi eş anda oluyor. Herkes yaşadığından daha iyi bir hayat istiyor, ama maalesef aylıklarımız buna izin vermiyor. Advantage Card insanların bu hayata erişimini arttırdı. Yılda bir kere tatile gidemeyen aileler, yılda üç kere gidip parasını bir sonraki sene öder hale gelmeye başladı. Çocuğuna mezuniyette bisiklet alamayan insanlar, çok rahatlıkla 6-8 taksitle alabilmeye başladı. Dolayısıyla taksitli kredi kartları 2001 döneminde krizi ülkenin hafif atlatmasına yardımcı olan çok önemli bir araç oldu. Mucizesi de o zaman belli oldu aslında.
Taksitli kredi kartını Amerika’da çıkarmış olsaydı?
Hep düşünüyorum, yaptıklarımızın çoğunu Amerika ekonomisinde yapmış olsaydık, şu anda 2-3 milyon değil, banka başına 50-60 milyonluk bir kart pazarını konuşuyor olacaktık. Avrupa’da ve Amerika’da anlamakta güçlük çekiyorlar. Fakat daha sonra ne kadar önemli bir vasıta olduğu belli oluyor. Taksitli kartların enflasyonu yüksek olan Türkiye’nin ihtiyacına cevap veren, dolayısıyla sadece Türkiye gibi ülkelerde başarılı olabilecek bir kat olduğuna inanmıyorum. Faiz ne kadar düşükse o kadar başarılı olabilirler. Biz 2002 de Advantage’ı HSBC’ye devrettik. Diğer bankaların da hepsi kredi kartlarını çıkardılar. Yurtdışına açılmayı artık onların da yapması lazım.
Kredi kartlarında yeni dönem: Fish Card
Biz taksitli kredi kartını yaptıktan sonra kredi kartında aslında çok da bir gelişme olmadı. Herkes bizim gibi ödül yani puan sistemini geliştirdi. Mil programları eklendi bir de… Ama 10 senedir hemen hemen tekrarlanan bir hal almıştı ve bir hayat öpücüğü gerekiyordu kredi kartlarına. Aklımıza çekilişlerin de olduğu, insanların para ödemediği, adeta vadesi geçmeyen bir piyango bileti gibi olan bir kart yapma fikri geldi. Sürekli yapılan alışverişlerin tekrar tekrar piyangoya dahil olmanızı sağladığı bir ödüllendirme sistemi kurduk. Fish Card diğer kartlarda olan bütün özellikleri barındırıyor. Puan, taksit, her şey var, bir de üstüne çekiliş var. Ama bununla da yetinmemek, 2-3 sene sonra başka bir şey yapmak lazım. Kimse durduğu yerde ekmek yiyemez. Pastadan pay almaktansa yeni pastalar yaratmak lazım.
İlk assistance hizmeti Back-up…
Dr. Back-up da dahil edildiğinde toplam kullanıcı sayısı 200 bin civarına ulaştı. Ben buraya bu kadar hızlı geleceğini beklemiyordum. Allahtan örgütlenmiştik, kliniklerimizle ekiplerimizle iyi örgütlenmiştik, ama beklediğimizden daha hızlı gelişti. Ama daha çok uzun yolu var.
T-box fikri nasıl doğdu?
Advantage’la bir yıl içinde bir milyon kişinin cüzdanına girip de kartı HSBC’ye devrettikten sonra oturup bir değerlendirme yaptım. Acaba bu bir kere olup, bir daha olmayacak bir başarı mıydı, yoksa gerçekten yeni bir ürün çıkarıp bir yıl içinde bir milyon insanın cebine girme şansımız olur mu? Bu düşünceyle bir beyin fırtınasında en güçlü taraflarımızı ortaya çıkarmak istedik. Şunlar çıktı: Perakendeyi, konfeksiyonu ve Advantage örneğinde olduğu gibi paketlemeyi iyi bildiğimizi fark ettik. Advantage Card’ta sadece bizim ürünümüzü değil 600-700 ürünü bir paketin içine koymuştuk. Bu üçünü birleştirip ne yapabiliriz diye düşündük. Sonra gruba bir mail attık. Böyle bir proje var gönüllü varsa gelsin toplantısına katılsın diye. 22 kişi katıldı. Reklam ajansımızdan, PR ajansımızdan, pazarlamadan, muhasebeden, depodan insanlar geldi. Hepsi T-box gibi deli bir projede heyecan duyabilecek arkadaşlardı. Büyük bir eğlence ve heyecanla başladık. Fikri ortaya attıktan sonra ilk malı çıkarmamız 5-6 ay sürdü. İlk yıl bir milyon 400 bin ürün sattık. Sözde ilk defa yuvarlak sıkıştırılmış tişört yapacağız ve sadece onu satacağız diye çıktık yola. Ancak model sayısı hızla arttı. Bugün 300’ün üzerine ulaştı ve yılda 2,5-4 milyon arasında ürün satar hale geldik. Advantage’dan sonra kısa sürede milyonun üzerine çıkan ikinci işimiz oldu.
Nelere keşke diyor?
YDH’da farklı yapardım. İlk seçime girmezdim. Erken adım attık. Çok çabuk büyüdü ve taşıyamadı kendi ağırlığını. Hazır giyim ve perakendede komşu ülkelerdeki fırsatları kalıcı değerlendiremedik. Moskova’ya geç girdik, erken çıktık. İran’a yıllar yılı tutucu davrandık. Irak’a yeni giriyoruz. Yunanistan’a geç kaldık. Ama bunların yanında Mısır’a tam zamanında girdik. Dubai’ye hiç inanmadık, girmedik ve çok memnunum girmediğimiz için. Ama Türkiye o derece inişli çıkışlı bir yer ki Türkiye’de sağlam duruyor olmanız lazım. Türkiye’nin bu iniş çıkışından dolayı merkezden uzaklaşmaya korkuyorsunuz.
Boyner Holding’in DNA’sı
Bir ihtiyaç ortaya çıkıp da müşterinin daha henüz kendisi, “Benim buna ihtiyacım var” demeden orada olmayı çok önemli görüyoruz. Bütün yaptıklarımız müşteriyi parmağımızın ucunda hissedip ona yeni yapılmamış bir şey sunmak. Bu bizim grubun DNA’sında var. Bir şeyin bir yapılış şekli varsa, başka bir şekilde yapılabilir mi dendiği zaman çok heyecan duyuyoruz. Tabii bu işler hobi değil, hepsi aynı zamanda çok para kazandıran işler. Ama yaparkenki o yaratıcı aşkı kaybetmemek lazım. Türkiye’de “Birileri kazanıyor biz de o işe girelim” dediğimiz hiç iş olmadı. Hep “Bir boşluk var, kimse düşünmemiş bugüne kadar” diye işler geliştirdik. Bir Ar-Ge veya iş geliştirme ekibimiz yok. Herkesin kafasının önemli bir kısmı iş geliştirmede, herkes yeni bir fırsat, yeni bir delik arıyor.
Kuluçkadaki projeler
Bir kısmı Türkiye ve İstanbul, bir kısmı kendi işlerimizle ilgili kuluçkada çok proje var. Bunların arasında en sıcak olanı İstanbul için Atatürk Havalimanı pisti çevresindeki arazileri 20 yıllığına kiralayıp, dünyanın en güzel temalı çicek cenneti haline getirmek istiyorum. Birkaç yıldır üzerinde çalıştığım projem şu anda bana heyecan veriyor. 2010 İstanbul Kültür Başkenti takvimine yetiştirebilmek ise bu projeyi taçlandıracak.